Sürdürülebilirlik Kapsamında Mimarlık

Canlılar doğanın bir parçasıdır ve insan dışındaki diğer varlıklar doğayla uyumlu bir akış içerisinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Gelişen teknoloji ile birlikte özellikle sanayi devrimi ve sonrasında değişen koşullar yüzünden insanlar doğaya oldukça zarar vermişlerdir. Fosil yakıtların yakılması, arazi kullanımı değişiklikleri, bilinçsiz yapılaşma, ormansızlaşma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleri sonucunda atmosfere salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimleri hızla artmaktadır. Bu durum iklim dengesini değiştirmekte ve doğal kaynakların tüketimine yol açmaktadır.


Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na (UNEP) göre (2009), gelişmiş ülkelerde 2050 yılında var olacak yapıların çoğu inşa edilmiştir ve dünyadaki tüm enerjinin %40’ından fazlası yapılı çevre için kullanılmaktadır. Bu göz önüne alındığında yapılı çevrenin sürdürülebilirliğe doğru geçmesi gerekmektedir.

Gelecek nesillere daha yaşanılabilir bir dünya bırakmak amacıyla biz tasarımcıların görevi estetik kaygıların yanında doğayı da düşünen tasarımlar yapmaktır. Eğer mimar ve işveren/ yüklenici aynı fikirde olursa, sürdürülebilirlik anlamında çok değerli tasarımlar ortaya çıkarmak, bina kullanıcılarına ve uzun vadede dünya geleceğine iyi bir miras sunmak mümkün olacaktır.


Dünyada yaygınlaşan ve ülkemizde de yaygınlaşmaya başlayan birçok farklı enerji korunum yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan ilki yeşil bina uygulamalarıdır. Yeşil binalar enerji korunumunu sağlayan, kendi enerjisini üretebilen, doğaya saygılı ve uyumlu, çevreye zarar vermeyen aynı zamanda da konforlu olmayı amaçlayan yapılardır. Bu yapıların tasarım sürecinde dikkat edilmesi gereken ilk faktörlerden biri malzeme seçimidir. Malzeme seçiminde geri dönüştürülebilen çevreci malzemeler kullanmak ve/veya yapının konumlanacağı yere ve iklim özelliklerine en uyumlu malzemeyi kullanmak yapının hem enerji kullanımında hem de bulunduğu yerin doğası ile uyumlu çalışmasında oldukça önemlidir.


Diğer bir dikkat edilmesi gereken faktör ise yapıda doğal enerjiden (güneş, rüzgâr gibi) en iyi derecede yaralanmasını sağlayan yapılar oluşturmaktır.

Enerji kullanımını düşürmek amacıyla sektörde fazlasıyla kullanılmaya başlanan yöntemlerden biri de aktif ve pasif enerji sistemleridir.


Aktif güneş sistemleri, güneş enerjisinin binalarda etkin bir şekilde kullanımına imkan veren, güneş ışınlarını elektrik ve ısı enerjisine dönüştüren sistemler olup çeşitli mekanik ve elektronik sistemlerin birleşiminden oluşmaktadır. Güneş toplayıcıları ile su ısıtması; güneş pilleri ile elektrik üretimi ve ışık rafları, ışık tüpleri, anidolik tavanlar ve heliostatlar ile doğal aydınlatma sağlanması kullanılan yöntemlerden bazılarıdır.

Pasif enerji sistemlerinde ise güneş enerjisinden binanın ısıtılıp soğutulmasının yanı sıra, sıcak su ve elektrik enerjisi elde edilmesi amacıyla yararlanılmaktadır. Birçok ülkeye göre güneş enerjisi açısından avantajlı konumda olan Türkiye’de güneş enerjisinden yararlanmanın en yaygın yöntemi, çatı yüzeyine yerleştirilen güneş toplayıcıları aracılığıyla sıcak su elde edilmesidir. Bu sistemlerde binanın duvar, pencere ve çatı bileşenlerine ulaşan güneş ışınları toplanmakta, depolanmakta ve iletim, taşınım, ışınım yollarından bir veya birkaçı kullanılarak iç mekânlara dağıtılmaktadır.


Bu bahsedilen sistemler en yaygın kullanılan sistemlerden bazılarıdır. Doğal kaynakların tükenmeye başladığını ve dünyaya oldukça zarar verdiğini fark eden insanlar verilen zararı en aza indirmek için farklı yöntem arayışlarına girmişlerdir. Dünyamızı ve kaynaklarımızı korumak hepimizin görevidir. Tasarımcılar olarak bu bilinçle tasarımlar yapmak bizim en önemli vazifemizdir.

0 görüntüleme0 yorum