Sürdürülebilir Mahalleler: İlk Bakış

Güncelleme tarihi: 22 Ağu

Geniş manasıyla üretimin ve üretim çeşitliliğinin sürekliliğinin sağlanması ve adil kaynak kullanımını ifade eden sürdürülebilirlik kavramı her ne kadar yeni bir kavram olarak düşünülse de insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Sürdürülebilirlik; dünya nüfusunun artması, teknolojinin gelişmesi, enerji tüketiminin artması, bilinçsiz ve aşırı kaynak tüketimi ve insan yerleşim yerlerinin genişleyerek doğanın içine yayılması gibi sebeplerden dolayı daha önemli hale gelmiştir. Kıt kaynakların verimli kullanımının sağlanması ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için sürdürülebilirlik kavramı günümüzde daha sık gündeme gelmektedir, çeşitli konferanslarla, eğitimlerle, toplantılarla, devletlerarası görüşmeler ve raporlarla insanların farkındalığının artırılması hedeflenmektedir.


Çevresel, sosyal ve ekonomik kalkınmayı hedefleyen sürdürülebilir gelişme kavramı ilk kez Dünya Koruma Stratejisi’nde kullanılmış ve uluslararası bir kavram haline gelmiştir. Sürdürülebilirliğin temel dayanağı 5-16 Haziran 1972’de Stockholm’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İnsani Çevre Konferansı’dır. Bu konferansta İnsani Çevre Bildirgesi kabul edilerek adil kaynak kullanımı, çevre taşıma kapasitesi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın çevre ile paralel hareket etmesi üzerine sorunlar tartışılmış ve gelecek kuşakları da gözeten sorunlar tartışılmıştır. Sürdürülebilirlik kavramı ihtiyaç ve gelişmelere yönelik sürdürülebilir kalkınma ve gelişme kavramlarına dönüşmeye başlamıştır ancak ülkeler sanayi ve teknolojinin ilerlemesiyle sürdürülebilirliğin bunlarla beraber götürülemeyeceğini düşünmüşlerdir.


Sürdürülebilir gelişmeyi hedefleyen Dünya Koruma Stratejisi sanayi ve teknoloji ile paralel olarak sürdürülebilirliği de sağlamak adına Uluslararası Doğal Kaynakları ve Doğayı Koruma Birliği, Dünya Yabani Hayat Fonu ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yayımlanmıştır. Sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla Dünya Koruma Stratejisi’nde kıt kaynakların adil kullanımı, genetik çeşitliliğin korunması ve ekolojik süreçlerin korunması üzerinde durulmuştur. Diğer bir rapor olan, yerel ölçekteki faaliyetlerin küresel ölçekte tüm ekosistemi etkilediğini anlatan Brundtland – Ortak Geleceğimiz’de ise ekonomik hedef olarak konulan sanayileşme ve kalkınmanın sürdürülebilirlik ile ilişkilendirilerek çevresel sorunların önüne geçilmesi hedeflenmiştir. 1972’de düzenlenen Rio Konferansı’nda insanların doğayla iç içe ve sağlıklı bir yaşam sürme hakkı olduğu kabul edilmiştir ve sürdürülebilir gelişme kavramı yayılarak daha çok disiplin tarafından benimsenmiştir, faaliyetlere ve çalışmalara daha çok konu olmaya başlamıştır. Aynı zamanda Rio Konferansı’nda Gündem 21 adlı belge kabul edilerek yalnızca kentsel değil kırsal kalkınma ve tarımsal gelişme ve insanların bunlara teşviki üzerinde durulmuştur. 1996’da İstanbul’da Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı’nı (Habitat-II) düzenlemiştir. Bu konferansta İstanbul Bildirgesi kabul edilmiş ve insan yerleşimleri ile sürdürülebilir gelişme kavramı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Habitat II’de aynı zamanda sürdürülebilir gelişmenin temelinde halka karşı şeffaf ve açık olan yerel yönetimler ile yerelliğin temel birimlerinden olan sivil toplumun olduğu belirlenmiştir.


2002’de ise Sürdürülebilir Gelişme Konferansı’nda Johannesburg Bildirgesi ile Eylem Planı belgeleri kabul edilmiştir. Johennesburg Konferansı’nda ülkelerin kendi ulusal sürdürülebilir gelişme politikalarını belirlemeleri, uluslararası kararlarının uygulanmasının sağlanması, her alanda farkındalığın artırılması, kaynak çeşitliliğinin sağlanarak fosil yakıt tüketiminin azaltılması, dünya açlık seviyesinin yarıya düşürülmesi, dengeli enerji kullanımı, biyolojik çeşitliliğin korunması konuları üzerinde durulmuştur. İlk başlarda küresel ölçekte alınan ve uygulanan sürdürülebilirlik kararları gün geçtikçe mahalle ölçeğine kadar aktarılmaya başlanmıştır. Küresel sürdürülebilirlik için mahalle ölçeğinde sürdürülebilirliğin önemi fark edilmiş, kent ve mahalle ölçeğinde sürdürülebilirlik hedefleri yerel yönetimler tarafından yürütülmeye başlanmıştır.





Şekil 1. Küresel sürdürülebilirlik ve yerel sürdürülebilirliğin ilişkisi


Mahalleler, kentlerin en küçük yapı taşlarıdır. Mahalleler insanların sosyal ve fiziksel faaliyetler gerçekleştirdiği alanlardır. Bu alanlar içerisinde yalnızca yapı ölçeğinde sürdürülebilir ölçütlerin getirilmesinin yetersizliği, mahalleyi meydana getiren ve yapılar dışında kalan yeşil alanlar, yollar vb. donatıların bir bütün olarak ele alınmasının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Çünkü yalnızca yapı ölçeğinde sağlanacak sürdürülebilirliğin kente sağlayacağı katkı hayli yavaştır. Bu kapsamda kentsel sürdürülebilirliğin sağlanması için birçok parametre belirlenmiş ve bu parametrelerin bir araya getirilmesiyle farklı sertifikasyon sistemleri meydana gelmiştir.

156 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör